Bana bir rakam söyleyin, size bir efsane yıkayım!..
Dün gece bir paylaşım okudum. “Dünyanın en çok okunan makalesi” diye sunuluyordu. Ve 165 milyon kez okuma… Sonra bir hesap yaptım ve kahvem boğazımda kaldı. Konu, “Tüm hayatınızı 1 günde nasıl düzeltirsiniz” başlıklı, Amerikalı dijital içerik üreticisi Dan Koe’ya ait bir yazı ile ilgili…
Konu cazip, iddia güçlü ama gerçekten de 165 milyon kez okundu mu? Kıskandım galiba… Bu rakamı bir an için düşünün. Türkiye nüfusunun iki katı bir okunma sayısı… Ama asıl soru şu: Bu mit, neden gerçeklik kadar güçlü? İşte bu yazı, size sadece rakamların değil, insan psikolojisinin matematiğini verecek.
Ve bu iddiayı araştırmaya başladım. İşin rakamsal boyutunun yanında, nasıl böyle etkili bir makale yazılır, başka hangi makaleler, kişiyi ve toplumu değiştirdi ve ardından neler çıktı?…
Bulduklarım, dijital çağın en büyük yanılsamalarından birini gözler önüne serdi.
Dijital matematiğin karanlık yüzü
Bu rakam nereden geliyor?
Dijital pazarlamanın “Cross-Platform Aggregate Reach” (Çapraz Platform Toplam Erişim) dediği bir metrikte, algoritmada yatıyor.
Sistem şöyle işliyor: Dan Koe aynı metni alıyor. Twitter’da (X) bir “thread” yapıyor. Instagram’da “Reel” videosuna dönüştürüyor. YouTube’da uzun video çekiyor. LinkedIn’de paylaşıyor. Bülten olarak gönderiyor.
Ve tüm bu platformlardaki gösterimleri topluyor. Dikkat edin, “okunma” demiyorum, “gösterim” diyorum.
Bu ikisi arasındaki fark, bir kitabın vitrininden geçmekle o kitabı okumak arasındaki fark kadar büyük.
165 milyon rakamı, muhtemelen toplam “impression” (gösterim) sayısıdır. Yani insanların feed’inde belirme, 2 saniye görünüp kaybolma, otomatik oynatılan video sayısı gibi…
Farklı hesaplama tekniklerine göre, saf “metin olarak okunma” sayısı muhtemelen 5-10 milyon bandında. Ki bu bile bir blog yazısı için astronomik bir rakamdır.
Dünyanın en çok okunan makaleleri
İnternetin derinliklerine inince bulduklarım, Dan Koe’nun iddiasını ciddi şekilde sorgulatıyor.
Tomas Pueyo’nun Covid 19 pandemisi yönetimi konusundaki “The Hammer and the Dance” (Çekiç ve Dans) makalesi tahmini olarak 60 milyon teyitli okumu ile listenin başında yer alıyor.
Mart 2020’de yayınlanan bu makale, hükümetlerin pandemi politikalarını değiştirmesine neden oldu. Sadece birkaç hafta içinde 40 dile çevrildi.
Yaşam ve ölüm ilgi çekici bir alan. Tim Urban (Wait But Why) – “The Tail End” (Kalan Zamanın Sonu) yani ömrümüzün ne kadarının kaldığını gösteren görsel grafikleri paylaşan makalesi net rakam olmasa da onlarca milyon okunduğu söyleniyor.
“Anne ve babanızı hayatınız boyunca göreceğiniz sürenin %90’ını zaten tükettiniz.” Bu cümleyi okuyan herkes duraksar. Ben de duraksadım.
Bu makale, internetin en çok paylaşılan “Evergreen” (her zaman yeşil) içeriklerinden biri. Yıllar geçiyor, hâlâ paylaşılıyor.
Mark Manson – “The Subtle Art of Not Giving a F*ck” ise kişisel gelişim felsefesine dair bir blog yazısı.
Ve 25 milyondan fazla okunduğu gibi, aynı isimle bir kitaba dönüştürüldü. Kitap dünya çapında çok satanlar listesine girdi. Modern kişisel gelişim literatürünün akışını değiştiren bir metin olarak kabul ediliyor.
2017’de yayınlandığında sosyal medyayı ikiye bölen ve modern flörtleşme üzerine yazılmış en viral edebi eser kabul edilen, “Çat Person” yani Kedi Seven Biri makalesi The New Yorker dergisinde Kristen Roupenian tarafından yazıldı.
5 milyondan fazla okunan bu dergi öyküsü için ulaşılması imkansız görünen bir okunma olarak kabul ediliyor.
Bu arada Wikipedia’nın pek çok yazısı ve bölümü de en çok okunan yazıları arasında gösterilebilir.
BuzzFeed “The Dress” vakası
Hatırlıyor musunuz? 2015’te interneti ikiye bölen o elbise vardı. “Mavi-siyah mı, beyaz-altın mı?”
BuzzFeed’in bu içeriği, tek günde sitelerine 37 milyon görüntüleme getirdi. Tek bir içerik, tek bir gün… İşte gerçek virallik budur.
Dan Koe’nun “165 milyonu” ise muhtemelen aylar, hatta yıllar boyunca, birden fazla platformda, farklı formatlarda toplanan bir rakam.
Size bir kulis bilgisi vereyim: X (eski adıyla Twitter), 2026 Ocak’ında “Articles” formatını büyütmek için 1 milyon dolarlık ödül açıkladı. Platform, uzun-form içeriği teşvik etmek istiyor. Ve bu teşvik, “gösterim/etki” üzerinden ödüllendiriliyor. Bu ne anlama geliyor?
Dan Koe gibi içerik üreticileri, X’in algoritmasında yüksek erişim alıyor olabilir. Ama bu erişim, otomatik olarak “dünyanın en çok okunan makalesi” sonucunu doğurmuyor.
Kavramlar karışmasın: “Impression” (gösterim) ≠ “Read” (okuma)… “Reach” (erişim) ≠ “Engagement” (etkileşim)… “View” (görüntüleme) ≠ “Completion” (tamamlama)…
Ve dijital pazarlama dünyası, bu kavramları birbirine karıştırmayı seviyor.
Rakam mı dedin?”
Bu noktada durup Türk okuyucu olarak düşünelim… Bizim kültürümüzde rakamların bir büyüsü var. “Milyonlarca izlendi”, “rekor kırdı”, “tüm zamanların en’i”…
Ama biz de biliyoruz ki, televizyon reyting sisteminin nasıl çalıştığını. Gazetelerin “tiraj” rakamlarının gerçekliğini. Sosyal medyadaki “takipçi” sayılarının ne kadarının bot olduğunu.
Rakamlar, bazen gerçeği yansıtır, bazen de bir pazarlama aracıdır.
Ama şunu da söylemeliyiz: 5-10 milyon “gerçek okuma” bile, olağanüstü bir başarıdır. Bu rakam, birçok gazetenin yıllık tirajından veya bir kitabın ömür boyu satışından fazladır. Başarısını küçümsemek haksızlık olur.
Makalenin kendisi ne söylüyor?
Rakam tartışmasını bir kenara bırakıp, içeriğe bakalım. Dan Koe’nun makalesi, davranış değişikliği psikolojisinin temel ilkelerini popülerleştiriyor. Bu makale trend oldu, çünkü insanların en zayıf noktasına dokundu: ‘Bir günde kurtuluş’ hayali! Tıpkı ‘3 günde 10 kilo’ diyetleri gibi.
Peki neden bu kadar patladı?
. Başlık sihirbazlığı: “Tüm hayatınızı 1 günde düzeltin.” Kim tıklamaz? Büyük vaat, acil çözüm. İnsanlar mucize arıyor.
. Duygusal tetik: Makale önce okuyucuyu rahatsız ediyor (“Şu anki hayatın 10 yıl sonra da aynı olacak, düşün”), sonra rahatlama sunuyor (“İşte yapman gerekenler”). Bu duygusal roller coaster paylaşımı tetikliyor.
. Yapı mükemmel: 7 bölüm, numaralandırma, kısa paragraflar, sorular, protokol. Okuması kolay, not alınası.
. Çapraz platform stratejisi: Dan Koe bu metni sadece X’te paylaşmıyor. Newsletter’ına koyuyor, YouTube’da video yapıyor, Instagram Reel’lerine dönüştürüyor, LinkedIn’de dolaştırıyor. Toplam erişim böyle şişiyor.
Bu, dijital çağın başarılı bir “fikir ürünü”. Ama “en çok okunan” olması, onu “en doğru” yapmıyor.
Gerçek ölçüt ne olmalı?
“165 milyon mu? Etkileyici bir rakam. Ama bana kalırsa asıl ölçüt okunma sayısı değil, okurdaki ‘tahrip gücü’dür”
O makale kaç kişinin koltuğundan fırlayıp “Ben değişeceğim!” dedirtti? Kaç kişinin hayatında gerçek bir kırılma anına sebep oldu?
İşte o rakamı kimse ölçemez.
Tomas Pueyo’nun COVID-19 makalesi, hükümetlerin politikalarını değiştirdi. Ölçülebilir bir etki.
Tim Urban’ın “Tail End” yazısı, insanların ailelerini daha sık aramasına neden oldu. Anekdotal ama derin bir etki.
Mark Manson’ın makalesi, bir kitaba ve küresel bir harekete dönüştü. Kalıcı bir etki.
Dan Koe’nun makalesi? Gösterim sayısı yüksek. Ama “tahrip gücü” ne kadar?
Bu sorunun cevabını zaman verecek.
Dijital çağın paradoksu: Erişim mi, etki mi?
İşte modern çağın en büyük paradoksu: Erişim hiç bu kadar kolay olmamıştı. Etki hiç bu kadar zor olmamıştı.
165 milyon gösterim almak, doğru algoritma stratejisiyle mümkün. Ama 165 kişinin hayatını gerçekten değiştirmek? Bu bambaşka bir mesele.
Bizim kuşak, “tiraj” ile büyüdü. Bir gazetenin tirajı, onun etkisinin göstergesiydi.
Dijital çağda bu ilişki koptu. Milyonlarca görüntüleme alan bir video, ertesi gün unutuluyor. Yüzlerce kişinin okuduğu bir blog yazısı, on yıl sonra hâlâ referans veriliyor.
Bu yazıyı bitirirken, asıl soruyu soralım: “Bu metin gerçekten ‘dünyanın en çok okunanı’ mı, yoksa 2026’nın ‘algoritmik kürsüsünde’ en çok gösterilen metinlerden biri mi?”
Cevap muhtemelen ikincisi.
Ama şunu da kabul edelim: Dan Koe, dijital çağın kurallarını anlamış bir içerik üreticisi. Makalesi, psikolojik içgörüler sunuyor. Protokolü, uygulanabilir adımlar içeriyor.
“165 milyon” iddiası abartılı olabilir. Ama yarattığı etki küçümsenemez.
Asıl mesele şu: Biz okuyucular olarak, rakamların büyüsüne kapılmadan, içeriğin gerçek değerini sorgulayabiliyor muyuz?
“En çok okunan” her zaman “en değerli” demek değil… “En çok gösterilen” her zaman “en etkili” demek değil…
Ve bazen, 165 kişinin gerçekten okuduğu bir metin, 165 milyon gösterim alan bir metinden daha değerli olabilir.
Babamın hesabı
Babam bir inşaat ustasıydı ama rakamlarla arası iyiydi. İnşaatın bütün mühendislik hesaplarını kendisi yapardı. Bir gün ona sormuştum: “Baba, en önemli rakam hangisidir?”
Demişti ki: “Oğlum, en önemli rakam, saymayı bıraktığında aklında kalan rakamdır.”
165 milyon mu?
Bu rakamı yarın unutacağız.
Ama Dan Koe’nun makalesindeki bir cümle, belki yıllar sonra aklımıza gelecek: “Değişmek istediğini söylüyorsun. Ama eylemlerin neyi söylüyor?” İşte bu cümle, 165 milyondan değerli.
Çünkü rakamlar geçer, fikirler kalır.
Bugün size bir sır vereyim: Dijital çağda başarı, hakikatle pazarlama arasındaki ince çizgide yatıyor. Bu makale o çizgiyi dans ederek geçti. 165 milyon belki reklam sloganı, ama ‘bir günde hayatını düzeltmek isteyen milyonlar’ gerçek.
İşte çağımızın trajikomik gerçeği: İnsanlar, istatistiğin doğruluğundan çok, umudun çekiciliğine inanıyor.
Kahvem yine soğudu. Ama bu sefer umurumda değil. Çünkü şunu anladım: Dijital çağda herkes rakam kovalıyor. Ama asıl mesele, o rakamların arkasında ne olduğunu sorgulamak.
Siz de sorgulayın.
(Yazıyla ilgili görüş ve düşüncelerinizi [email protected] adresine göndererek yazarımızla paylaşabilirsiniz.)
